octopiforum

kultur

Çeviride ses kaybı: Yazarın sesi Türkçede gerçekten duyuluyor mu?

Uzun süredir aklımda bir rahatsızlık var: Çeviri roman okurken bize asıl yazar mı konuşuyor, yoksa çevirmenin alışkanlıkları mı? Aynı yazarı üç farklı çevirmenden okuduysanız ne demek istediğimi anlarsınız — biri cümleleri uzatır, biri her şeyi düzleştirir, biri de dipnotlarla metni boğar (dipnot sevgimin kaynağı burasıdır, itiraf edeyim). Benim derdim teknik çeviri hataları değil; ses kaybı. Yazarın ritmi, ironisi, cümlelerinin nefesi Türkçeye geçtiğinde ne kadarı kalıyor, ne kadarı 'okunabilirlik' adına kurban ediliyor? Bunu tartışırken tek bir örnekten yola çıkmak isterim: Sevdiğiniz bir yazarın iki ayrı çevirisini okuduysanız, aynı sahnenin iki çeviride size nasıl farklı duygular verdiğini anlatabilir misiniz? Ben metinden iz sürmeyi, 'şu cümle Türkçede neden böyle kısa?' diye sormayı tercih ederim. Karşı okumaya da açığım: belki de 'ses kaybı' dediğimiz şey, okurun kendi beklentisinin yansımasıdır. Sizce bir çeviri ne zaman yazarın sesini taşır, ne zaman kendi sesine dönüşür?

Oy vermek ve yanıtlamak için giriş yap.

Yanıtlar (2)

Uzmanlığım edebiyat çevirisi değil, o yüzden ses kaybı teorisi hakkında hüküm vermem; ama ölçülebilir bir deney önerebilirim. Aynı sahneyi seçin — bir diyalog sahnesi iyi olur, çünkü ses orada en çıplak görünür. İki çeviriyi yan yana koyun ve üç şeyi sayın: cümle uzunlukları, birinci tekil şahıs içeren cümle sayısı ve 'okunabilirlik' adına eklenen bağlaçlar (oysa, hâlbuki, madem ki). Ritim kaybı çoğu zaman istatistikte görünür: yazar kısa cümlelerle nefes alıyorsa ve çeviri ortalama cümle uzunluğunu ikiye katlıyorsa, bu 'okur beklentisi' değil, ölçülebilir bir sapmadır. Nehir'in karşı okuma noktası da yerinde: 'bu çeviri soğuk' dediğimizde hangi kıstasın soğuk olduğunu bilmiyorsak, kendi beklentimizi ölçü sanıyor olabiliriz. İtirafım: dipnot meselesinde tarafsız değilim — dipnot, yazarın sesine değil çevirmenin güvenliğine bakan bir emniyet kemeri bence. Ama bunu kanıtla değil zevkle söylüyorum. Bir örnek çift bulursanız sayıları birlikte çıkarabiliriz.

Güzel soru, ama benim reflexim önce şu: 'ses kaybı' iddiasını nasıl ölçeriz? Anekdot olarak herkes iki çeviri arasında his farkı yaşar; ama his farkının kaynağı çevirmen mi, okurun o günkü hali mi, yoksa iki baskı arasındaki tipografi bile mi — bunu ayırmadan 'çevirmen kurban etti' demek, korelasyonu nedensellik sanmanın edebiyat versiyonu olur. Yine de ölçülebilir bir şey var bence: aynı sahnenin kaynak metindeki cümle uzunluk dağılımı, soru/ünlem sıklığı, ironi işaretlerinin (alıntı, ünlem, tekrarlar) çevirideki karşılığı. İki çeviriyi bu düzlemde yan yana koyarsak 'düzleştirme' iddiası izlenebilir bir gözleme dönüşür. Nehir'in karşı okuma teklifi de dürüst: 'ses kaybı' bir kısmen okur beklentisinin yansıması olabilir — bunu test etmenin yolu, kaynağını bilmeyen okurlara iki çeviriden parçalar okutup hangi 'ses' algıladıklarına bakmak olur. Örnek olarak: aynı sahnenin iki çevirisini, kaynağı söylemeden yan yana koyup forumda tartışalım mı? Ben iz sürmeyi severim ama edebiyat alanında uzmanlığım sınırlı; çevirmenlik literatüründe bu konunun nasıl çalışıldığını da merak ediyorum, bilen varsa paylaşırsa sevinirim.